Erol KAYA – TBMM – OSİB Veysel Eroğlu için istenen Gensoru Hakkındaki Konuşma

AK Parti İstanbul Milletvekili ve T.B.M.M Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı Sn. Erol Kaya, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında verilen Gensoru ile ilgili AK Parti Grubu adına söz aldı.

 

Konuşmanın tam metni:

AK PARTİ GRUBU ADINA EROL KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Bakanımız hakkında verilen gensoru üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bu vatan uğruna fedayı can eden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor ve onları saygıyla anıyorum.

Yine, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı tebrik ediyorum ve sözlerime başlarken de bugünkü konuşmamızın ana temasını oluşturan Gümüşhane Kürtün ve Giresun Doğankent’teki Yaşmaklı Barajı ve HES inşaatında çalışanlara karşı silahlı saldırıda bulunanları da lanetliyorum.

Değerli arkadaşlar, gensoru konularına baktığımızda, başta HES’ler olmak üzere Cerattepe’den maden çıkartılmasıyla ilgili, Karadeniz yollarını birleştirerek Yeşil Yol yapılmasıyla ilgili ve yine Yavuz Sultan Selim ve onun bağlantı yollarıyla ilgili olduğunu görmekteyiz. Bu yapılanların ekolojik dengeyi bozduğu, hatta bu ülkede bu yatırımlara gerek olmadığı, dolayısıyla bu yatırımları yapan Bakanın suç işlediği iddialarıyla Sayın Orman ve Su İşleri Bakanımız hakkında gensoru verilmiş bulunmaktadır.

Aslında gensorular bir denetim mekanizması olması hasebiyle aynı zamanda hükûmet ve bakanlık icraatlarıyla ilgili yapılanların bir kez daha anlatılmasına vesile olmasından dolayı da sevineceğimiz ve kendimizi ifade edeceğimiz konulardır. Dolayısıyla bu gensoruya da aynı zamanda bir şekliyle de teşekkür etmemiz gerekir.

Ben Sayın Veysel Eroğlu’nu 1990’lı yıllardan tanıyorum. 1990’lı yıllar -hatırlar mısınız bilmiyorum ama- İstanbul dediğinizde çöplerin toplanmadığı, hava kirliliğinden dolayı gaz maskelerinin dağıtıldığı, dolmuş durakları, otobüs durakları gibi su duraklarının olduğu bir dönemdi ve Sayın Cumhurbaşkanımız o dönemde, 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştu. Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinde onun için gazetelerdeki manşet aynen şöyleydi: “Tayyip’in işi Allah’a kaldı.” Bendeniz de 1994-2009 arasında Pendik Belediye Başkanlığı yaptım ve o dönemde Sayın Veysel Eroğlu’nu İSKİ’den tanıyorum. O zaman İSKİ demek… İnsanlara SUSER kamyonlarıyla su dağıtmak için böyle otobüs durağı gibi bir yerde tabelalar vardı -İSKİ tabelaları- “su durakları” diye. Orada bekliyorsunuz bidonlar elinizde ve SUSER’in kamyonu geldiğinde eğer kavga etmeden su alabilirseniz Allah size kolaylıklar versin.

İstanbul’da o zaman daire fiyatlarıyla ilgili her müteahhidin bir afişi vardı “hidroforlu daireler” diye. En kıymetli daireler de en alttaki dairelerdi çünkü yukarılara su gitmesi mümkün değildi. Bu dönemde Veysel Eroğlu İstanbul’un su sorununu çözdüğü gibi, aynı zamanda o günkü Türkiye’deki belki hepimizin hafızasını zorlayan başka bir şeyi de gerçekleştirdi; hiç oy alamadığımız Adalar’a da denizin altından su götüren bir insandı.

Müsaadeniz olursa, gensoru konularına girerken aynı zamanda Hükûmet icraatlarıyla birleştirerek ben bazı şeyleri buradan açıklamak istiyorum. Öncelikle, gensoru konularımızdan bir tanesi HES’lerle ilgili.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’mizin iki büyük problemi var, aslında bütün dünyanın da iki büyük problemi var. Birisi enerjidir, diğeri de sudur. Susuz bir hayatı tahayyül etmek ve onunla ilgili bir hayatı hıfzetmek veya ifade etmek mümkün değil.

Şimdi, gensoruya baktığımızda, Türkiye’de AK PARTİ iktidarının öncesinde, 2003 yılında 86 HES’in var olduğundan bahsediyorlar, kendileri de söylüyorlar arkadaşlar ve kendileri söylediğinde de “AK PARTİ’den önce Türkiye’de böyle bir yatırım yoktu.” Doğru söylüyorlar, teşekkür ediyoruz. AK PARTİ var, güven var, istikrar var, dolayısıyla da yatırım var. Özel sektör Hükûmete güvenmiş, özel sektör Türkiye’ye güvenmiş ve birçoğunu gerçekleştirdiği yaklaşık 60 milyar dolarlık bir yatırımı bu ülkenin gündemine almış. Herhâlde birileri maziyi özledi. Ülkenin 70 sente muhtaç olduğu, yağ kuyrukları gibi mazot kuyruklarının bulunduğu, elektrik kesilip de ameliyat masasında kalındığı günleri hatırlamak istemiyoruz. Aslında, başka bir ifadeyle, dönemin Başbakanının meşhur bir sözü vardı: “Mazot var da ben mi içtim sevgili kardeşim?” diye ifade ettiği cümleleri hep birlikte hatırlıyoruz. Aslında, özetle ifade edersek, geçti artık bu devirler. Susuzluk dönemi bittiği gibi, basiretsiz yönetimler dönemi de bitti bu ülkede.

Değerli milletvekilleri, bugün dünyada 65 ülkenin elektrik ihtiyacının yüzde 50’si HES’lerden karşılanmakta. Türkiye’deyse bu oran yüzde 25’ler seviyesinde. Sayın Bakan gerek enerjiyle ilgili gerek dere ıslahlarıyla yaptığı önemli yatırımlarla hakikaten güzel şeyleri bize sundu. Birkaç örnek vermek gerekirse, 20 adet baraj ve HES inşaatından, 301 adet göletten, 307 adet sulama tesisi, 98 adet içme ve kullanma suyu tesisinden bahsetmek mümkündür. Bu tesislerden Artvin Deriner Barajı dünyanın en yüksek 6’ncı barajı olma özelliğiyle ve şimdi, Yusufeli’nde yapılan 270 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyüklerinden birini gerçekleştirmiş olması hakikaten bizim için iftar vesilesi olan bir hadisedir. Dikkat ederseniz, aslında, biz bu gensoruyu dünyada en çok tesis yapan ve aynı zamanda da en çok tesis açan bir Bakan hakkında vermiş bulunuyoruz. On üç yılda 4 binden fazla tesisi hizmete kazandırmış bir Sayın Bakandan bahsediyoruz. Aslında, gensoruyu veren arkadaşlarımız şöyle yapsalardı: “Ya, sevgili kardeşim, Sayın Bakan, niye dünyada yüzde 50 yenilenebilir enerjinin içerisindeki HES’lerden elektrik karşılanıyor da siz niye bu ülkeyi geride bıraktınız, yüzde 25’te bıraktınız? Niye bunu daha ileriye götürmediniz?” deseler bence Veysel Hoca’yı epey zorlardı, “Acaba neler hayal ediyor, neleri gerçekleştiriyor ve biz hâlâ fosil yakıtlara mı mahkûmuz?” deselerdi bence bu ülkeye ve Parlamentoya çok ciddi şekilde katkıda bulunurlardı.

Bu HES’lerin son üç yılda bize kazandırdığı rakamlara baktığımızda, ürettiğimiz enerjiyle yaklaşık 11 milyar dolarlık doğal gaz ithalatından da kurtulduğumuzu ifade etmemiz mümkün.

Geçmişte icraatlarıyla ve hakikaten, dünyada diğer ülkelerle mukayese edildiğinde Sayın Bakanımıza görevi tevdi eden bence Cumhurbaşkanımıza, Sayın Başbakanımıza, Meclisimize ve bizlere duasıyla destek olan halkımıza teşekkür etmemiz gerekiyor.

Bir başka gensoru konusu ise Yeşil Yol’la ilgili. Ben Karadenizli bir ailenin çocuğum, Trabzonluyum ve Hayratlıyım. Babam rahmetli, 2.067 metre rakımda, Hayrat’ın Dağönü köyünde doğmuş, büyümüş bir insan. Biz her yıl Dağönü köyüne sılayırahim için gitmek, doğduğumuz topraklara sahip çıkmak ve bir vefayı yerine getirmek için memleketimize gideriz. Köy derneğimiz uzun yıllar, bizim köyün yolunu, beton dökerek kendileri yapmaya çalıştı, ahaliden topladığı paralarla köyün yolunu yapmaya çalıştılar ve bir kısmını da kendileri yaptılar. İlk defa bu yıl, şimdi duydum ki Hükûmet de bir ödenek koymuş, köy yoluna bir şeyler yapacaklar diye.

Ben o köy yolundan giderken derenin üzerinde böyle acayip, garaip bir beton bina görmüştüm -70’li, 80’li yıllardan bahsediyorum- sordum, nedir diye; yıl 1972, Hayrat Yeniköy’deki hemşehrilerimiz derenin üzerine bir HES inşa etmişler ve köyün bütün elektriğini on yıl boyunca o HES’ten karşılamışlardı, kırk yıl önce. Köylülerimiz, kendi köyünün ihtiyacını karşılamak için derenin üzerine HES yapıyorlar ve kendi köyünün ihtiyacını karşılıyorlar. Kırk yıl sonra Parlamentoda “Niçin bu HES’leri yapıyorsunuz?” demek bence fevkalade üzüntülü bir hadise, sizleri anlamakta cidden zorlanıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yeşil Yol, Karadeniz’in 8 ilinin yaylalarını birbirine bağlayan, imalatında bölgenin doğal malzemeleri kullanılan, doğaya saygılı bir yol; kaldı ki önemli bir bölümü de -az evvel sayın vekilimiz de ifade etti, 2.620 kilometrelik yoldan bahsediyoruz- var olan bir yolun ıslahından konuşuyoruz, çok büyük bir bölümü var olan bir yolun ıslah edilmesinden bahsediyoruz. Dolayısıyla, Karadeniz çetin olan bir yer, coğrafyası çok zor olan bir yer, burada yola karşı çıkmak medeniyete karşı çıkmak gibidir. Halil Rıfat Paşa’nın meşhur sözüdür “Yolun ulaştığı her yer bizim, ulaşamadığımız yerse bizim değildir.” diyor. Bence Karadeniz’de yola ulaşmak çok önemli.

Sizlere bir başka hikâye anlatayım, Karadeniz’de geçtiği söylenir ama başka yerlerde de ifade edilir: 1990’lı yıllarda bir bakan kahveye gelir ve konuşma yapar, konuşmada hükûmetin yaptığı icraatları anlatır. Yaşlı bir amca içeri girer “Sayın bakanım, biz sizden çok memnunuz ama şu Ruslardan çok şikâyetçiyiz.” filan deyince Bakan “Ya, hayırdır, Ruslarla ne işin var, ne alıp veremediğin var?” filan der. Yaşlı amca “Ya, Sayın bakanım, bir yol yaptılar, doksan yıldır hâlâ gelip bakmıyorlar.” der.

Değerli arkadaşlar, “Türkiye geri kalsın, yol olmasın.” diyenlerle “2023’ün, 2053’ün, 2071’in hedeflerini nasıl gerçekleştiririz?” diyenlerin tartışması bence devam edecektir.

Bir başka konumuz ulaşımla ilgili -yine gensoruda var olduğu için söylüyorum- konuşmama girmeden evvel bir şey ifade edeyim. Yani Belediye Başkanlığı yapmamız ve birçok iş adamımızı dinlememiz hasebiyle ifade ediyorum. Elâzığ’dan bir mermeri Mersin Limanı’na indirmekle Çin’den bir mermeri Mersin Limanı’na getirmeyi mukayese ettiğinde iş adamlarımız diyor ki: “Çin’den gelen daha ucuza gelebiliyor.” Çünkü, bu ülkede yol yoktu, tren yoktu, hiçbir ulaşım yoktu ve biz bunları AK PARTİ’yle gördük. 2003 yılında 6 bin kilometre duble yol varken bu rakam bugün 25 bin kilometreye çıkartılmış durumda. Neredeyse on beş yılda yapamadığımız Bolu Dağı Tüneli’nin uzunluğu 3 kilometre, Ovit Dağı aşağı yukarı 15 kilometrelik bir dağ, delindi ve altında yol açılıyor. Seksen yılda 50 kilometre tünelin yapıldığı ülkemizde on iki yılda 207 kilometre tünel kazandıran bir siyasi iktidarı, bir Hükûmeti, bakanlarımızı konuşuyoruz.

Bir başka önemli yatırım ise demir yollarıyla ilgili. Değerli arkadaşlar, duble yollardan duble tren yoluna geçen bir noktadayız ama ben sadece -çok rakama boğmadan- iki rakam vermek istiyorum: Ankara-Konya arasındaki yolcu taşımacılığının yüzde 66’sının, Ankara-Eskişehir arasındaki yolcu taşımacılığının ise yüzde 72’sinin hızlı trenle yapıldığını artık bilelim ve elhamdülillah, ben -inanıyorum ki- İstanbul-Ankara arasında da aynı noktaya ulaşacağımızı düşünüyorum.

Hava yolunda ise -İstanbul’da oturuyorum ve Pendik’teyim- Pendik Sabiha Gökçen’den bir rakam vermek istiyorum size, Türkiye’nin geldiği noktayla ilgili bence çok muhteşem bir rakamdır: 2001 yılında, bir yılda Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan uçan yolcu sayısı 42.377 -İnternet’e girip bakabilirsiniz- 2015 yılı yani geçen yıl Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan uçan yolcu sayısı 28 milyon 280 bin; 42 binden 28 milyona. Ve bugün Sabiha Gökçen Havalimanı yeterli olmadığı için ikinci pist çalışması yapılıyor. Dolayısıyla, üçüncü havalimanını tartışmaya ya da anlatmaya ne kadar gerek var bilemiyorum ama seksen yılda 26 havalimanının yapıldığı Türkiye’den, on iki yılda 27 havalimanının yapıldığı bir noktadayız bu ülkede elhamdülillah.

Limanlarla ilgili örnek vermek gerekirse, seksen yılda 37 tersanenin yapıldığı ülkede, on iki yılda 36 tersanenin yapıldığı bir noktaya geliyoruz.

Gensorunun bir başka konusu ise -biz İstanbulluları biraz da yakından ilgilendiriyor- Yavuz Sultan Selim Köprüsü’dür. Yavuz Sultan Selim Köprüsü başladığı andan itibaren akıllara durgunluk veren ithamlarla karşılaştık. Aslında bu ithamlardan bir tanesi, en önemlilerinden bir tanesi “Ağaç katliamı yapılıyor.” noktasındaydı. Aslında, biraz belki irdeleseydiniz, iyi niyetle de baksaydınız, sorsaydınız Bakana, “Ya, Sayın Bakanım, burada bir kısım ağaçların kesileceği söyleniyor. Keseceksiniz de peki yerine ne yapacaksınız?” deseydiniz şu cevabı alırdınız: Yavuz Sultan Selim Köprüsü’yle ilgili ve onun yollarıyla ilgili, Karayolları Genel Müdürlüğüyle 1.058 hektar alanda 1 milyon 200 bin fazladan fıstık çamının Bakanlık tarafından dikildiğini görebilirdik. Yavuz Sultan Selim Köprüsü olsun, Avrasya Tüneli olsun, bunlar İstanbul’un ulaşımını rahatlatacak önemli tünellerden ve geçişlerden biridir. Aynı zamanda, İstanbul’un temiz havasına, trafikte kaybedilen zamana ve mal ve diğer nakliyatlardaki pahalılaşmanın önüne geçecek bir hadiseden bahsediyoruz.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün bir başka özelliği, dünyanın sayılı köprülerinden bir tanesi olması hem tren geçecek hem de araç geçecek. Engellemek isteyenlerin, gazete manşetleri atanların, teneke çalanların, mahkeme kararlarının ardından zil takıp oynayanların hepsinin hevesleri kursağında kaldı. Aslında size bir şey daha söyleyeyim: Ağustos ayında açılacak birinci köprüye karşı çıkanlara, ikinci köprüye karşı çıkanlara bir tavsiyem var üçüncü köprüye de karşı çıkanlar için aynı şey olacak: Oradan geçerken lütfen başınızı aşağıya eğin, böyle mahcup bir edayla geçin ama kaza da yapmayın lütfen çünkü kaza yaparsanız siz de aracınız da zarar görür; bu bizi üzer yani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yüz elli yıllık bir hayaldi Marmaray ve -hamdolsun- AK PARTİ Hükûmeti bunu gerçekleştirdi. Avrasya Tüneli’nin açılması söz konusu, şimdi ondan da büyük, üç katlı tünelin geçişinden bahsediyoruz.

Cerattepe’yle ilgili ben bir şey söylemek istemem ama arif olanlar anlayacaktır. Şimdi, Cerattepe’de yapılan, aynı zamanda Türk madenciliğiyle ilgili de birkaç şey söyleyeyim: Değerli arkadaşlar, Cerattepe’de 17 milyon ton bakır madeninin çıkartılması söz konusu ve bunun ülke ekonomisine kazandırılmasıyla ilgili 77 dönümlük alanda kapalı galeri yöntemiyle ve teleferikle madenlerin ülke ekonomisine kazandırılmasından bahsedilecek.

Benden evvel konuşan Sayın Milletvekilim Uğur kardeşim -hemşerim çok hızlı konuşuyor benim gibi o da, ben onu dinlemekte zorlandım ama inşallah, o beni dinlemekte zorlanmayacaktır- 2012’den bahsetti, dedi ki: “2012’de ihale edildi.” 2012’yle ilgili ihaleden bir şeyler söyledi. Şimdi, Uğur kardeşime sesleniyorum ama isim vermeyeceğim, ben olsam 1988’den de bahsederdim çünkü Cerattepe 1988’de ihale edildi ve ihaleyi Kanada’nın Cominco firması aldı, ihalenin alt taşeronu da bir siyasi partimizin il başkanıydı. İnanıyorum ki, Uğur kardeşim bunu mutlaka araştıracaktır hem de aynı zamanda Yeşil Artvin Derneğinin de başkanıydı. Dolayısıyla biz siyasetçilerin siyaset yaparken, yatırımlara karşı çıkarken aynı zamanda siyasi misyonumuzu da birlikte takip etmemizin faydalı olacağını düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkede madenlerle ilgili yapılana baktığımızda, kömür madenleriyle ilgili ve mermerle ilgili 2 rakam vermek istiyorum: 2004 yılında 44 milyon ton kömür üreten bir Türkiye’den bugün 68 milyon ton kömür üretim noktasına gelinmiştir. Mermer üretiminde ise 1 milyon 800 bin metreküpten 5 milyonu aşan bir noktaya geldik.

Orman varlığımıza baktığımızda ise şunları görmemiz ve gurur duymamız mümkün. Bilgiye yine boğmadan birkaç rakam vereyim: 2003 yılında 20,8 milyon hektar olan orman alanımız, on üç yılda 22,3 milyon hektara ulaştı. Benim doğum tarihim 1959 arkadaşlar, 1 Ekim tarihi hem de yani hani doğum tarihiyle ilgili belki mesaj atmak isteyenler için de bir anekdot olsun, ben de dillendirmiş olayım çünkü. Bir başka ifadeyle, 1946 yılından bugüne yaklaşık 8 milyon hektar alanda ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışması yapılmışken bu çalışmanın yüzde 50’den fazlasını son on iki yılda Sayın Bakanımız ve Hükûmetimiz gerçekleştirdi. Hakikaten bunu takdir etmemek… Efendim, bunları sayalım. Vallahi “Bizim galaksimizde 300 milyardan fazla yıldız var.” deniliyor. Sayabiliyorsanız buyurun sayın ama ormanlara, sağımıza solumuza baktığımızda bunları görmemiz mümkün.

Altmış yılda yapılanlardan daha fazlasını Hükûmetimiz on yılda yaptı. Ayrıca orman köylümüze de 2003 ile 2015 arasında 11,5 milyarlık bir destekte bulundu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu ana kadar sizlere Orman Bakanlığının faaliyetleriyle ilgili birkaç şeyi anlatmaya çalıştım. Aslında Türkiye’de Hükûmetin yaptıklarına baktığımızda geçmiş ile bugünün mukayesesine ve geleceğe nasıl bir yolla yürüdüğümüzü ifade etmemiz mümkündür. Gerek işte evvelsi gün -Anadolu’yla ilgili- yapılan bir gemi inşa törenine, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Meclis Başkanımızın ve Genelkurmay Başkanımızın katıldığı törene hep birlikte şahit olduk. Millî gemileri yapan bir Türkiye’den bahsediyoruz, füzelerden, Altay tankından, ATAK helikopterinden bahsediyoruz. “Pek çok savunma sistemimizin artık yurt dışına bağlı kalmadan daha kalitelisini nasıl üretebiliriz?” noktasına gelen bir Türkiye’den bahsediyoruz.

Dünün Türkiye’sinde on küsur yılda bitirilemeyen Bolu Dağı Tüneli’nden bugün tünellerin noktasında hayal edilmeyen bir noktaya gelen Türkiye’den bahsediyoruz. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden Osmangazi Köprüsü’ne, Avrasya Tüneli’nden Kanal İstanbul’a, İzmir otoyolundan İzmir körfez geçidine boğazın alttan üç katlı tünele kadar geçen ve bunu başaran bir Türkiye’den bahsediyoruz.

Sayın Bakan -başta ifade ettim- İstanbul’da Adalar’a denizin altından su götüren insandı, bugün ise yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine denizin 250 metre altından ve yepyeni bir teknolojiyle su götüren bir insan. Kendilerini hakikaten tebrik etmemek vefasızlık olur ve yanlış olur diye düşünüyorum.

AK PARTİ icraatlarının önemli isimlerle örtüştüğünü hep birlikte biliyoruz. Ben sözlerimi toparlamak istiyorum. Dolayısıyla Fatih’in ve Özal’ın iki hatırasıyla sözlerimi toparlamak istiyorum. Fatih Rumeli Hisarını yaptırır ve Bizans’ın elçileri kendisine gelir, kendisini tehdit ederler. Onlara söylediği meşhur bir cümle var: “Git, söyle imparatoruna, toprağı ise gelsin alsın, bizim gücümüzün ulaştığı yere senin imparatorunun hayali bile ulaşamaz.” Özal muhalefetten epeyi yorulmuştur ve kendisini yerli yersiz eleştirmelerine karşı söylediği meşhur bir söz var, Fatih’e de atıfta bulunur. Der ki: “Benim bir sözüm var o da şudur: Bizim icraatımıza sizin hayalleriniz bile yetişemez.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dün kurucu liderimiz Tayyip Erdoğan’ın Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’muzun ve geçmişten bugüne kadar tüm referanslarına güç ve ilham aldığı ve milletten aldığı ruhsatla aynı çizgide devam eden Hükûmetimizin icraatlarıyla bugünlere geldik. Yaptıklarımız bundan sonra yapacaklarımızın da teminatıdır. Gelecekten hiç kimsenin kaygısı olmasın.

Ben son olarak Mimar Sinan’ın hatıratlarını yazan ve kendisinin son sözüyle bitirmek istiyorum. “Bizim bu emek ve gayretlerimiz umulur ki gelecek nesiller tarafından anlaşılır ve bizi hayırla yad eder.” der Mimar Sinan. O anlaşılmamıştır. Biz diyoruz ki: Elhamdülillah bu millet bizi anlıyor, bize sahip çıkıyor ve bize destek veriyor. Ben bu destekten dolayı bize sahip çıkan herkese saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)